TMK 1007. Madde Kapsamında Tapu Kütüğünün Tutulmasından Doğan Zararlardan Devletin Zorunluluğu

Özel gerçek veya tüzel kişilerin adına tapuda kayıtlı taşınmazların, daha sonra orman sayılan yerler veya kıyı kenar çizgisi içinde kalmaları nedeniyle mahkeme kararları ile tapu iptaline gidildiği ve bu yerlerin hazine adına  tescil edildiği görülmektedir. Zaman zaman da kişiler adına olan tapu kayıtları iptal edilmeden, örneğin tapu kütüğüne taşınmazın "ormanla ilişkisi vardır" şeklinde şerh verilmek sureti ile mülkiyet hakkının içinin boşaltılması suretiyle ilgililerin zarar uğraması sonucu doğabilmektedir. 

Mülkiyet hakkına yapılan bu tür müdahaleler, mülkiyet hakkının kutsallığına ilişkin Anayasal ilke çiğnenmesi suretiyle hak sahiplerinin zarara uğramasına neden olmaktadır. Aynı zamanda Mülkiyet hakkını düzenleyen Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi 1 nolu Ek protokolü kapsamında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) bir çok kararında makul bir meblağ ödenmeden devlet tarafından mülkiyet hakkına yapılan müdahalelerin mülkiyet hakkını ihlal ettiğini vurgulamıştır.   

Bu cümleden olmak üzere; AİHM, adli tatmine ilişkin 2003/35785 sayılı ve 27.07.2008 tarihli KÖKTEPE-TÜRKİYE davasıyla ilgili kararını 13.10.2009 tarihinde açıklamış olup, söz konusu kararda; başvuranların, mülklerinden bir yargı kararıyla yoksun bırakıldıkları tespitine yer verilmiştir. AİHM, başvuranlara uygulanan mülkiyetten yoksun bırakma işlemine gerekçe olarak, gösterilen tabiatın ve ormanların korunması amacının 1 No.’lu Ek Protokol’ün 1.maddesi anlamında kamu yararı kapsamına girdiğine dikkat çekmekle birlikte, mülkiyetten yoksun bırakma halinde, ihtilaf konusu tedbirin arzu edilen dengeye riayet edip etmediğinin ve bilhassa da başvuranlara orantısız bir yük yükleyip yüklemediğinin belirlenmesi için, iç hukukta öngörülen telafi yöntemlerinin dikkate alınması gerektiğini hatırlatmıştır. Bu çerçevede AİHM, mülkün değerine karşılık gelen makul bir meblağın ödenmeden, (ilgilisini) mülkten mahrum bırakmanın aşırı bir müdahale teşkil edeceğini ifade ederek ihlal kararı vermiştir. 

Diğer taraftan; AİHM, 23.03.2010 gün ve 42082/02 sayılı Sülayman Baba - Türkiye; 22.09.2009 gün ve 24620/04 sayılı Çetiner ve Yücetürk-Türkiye kararı başvuru no: 24620/04, 22.09.2009; 22.07.2008 gün ve 35785 sayılı kararlarında, tapu kaydına dayalı bir mülkün maliki olan başvuranın arazisinin, orman kadastrosunda orman olarak sınırlandırılması ve bu işleme karşı açtığı davanın reddine ilişkin mahkeme kararının kesinleşmesiyle, mülkiyet hakkını kullanmasına yönelik bir müdahalenin varlığı ve bu vasıflandırmanın söz konusu taşınmazın tasarruf kabiliyetini önemli ölçüde azalttığı, bu bağlamda AİHM, malikî olmasına rağmen ihtilaf konusu taşınmazdan gerçek anlamıyla yararlanamadığı, başvuranın mülkiyet hakkının içeriğinin her anlamda boşaltıldığı, bu şekilde mülkiyet hakkının ihlal edildiği kabul edilmiştir.

Anayasa Mahkemesi kararlarında da tapunun orman olduğu gerekçesiyle iptalini müteakip Maliye Hazinesi aleyhine Devletin kusursuz sorumluluğu dolayısıyla tazminat davası açılabileceği, bu dava sonunda Mahkemenin müsbet zararın tazminine karar vermesi gerektiği açıkça belirtilmiştir. Anayasa Mahkemesi kararlarında da vurgulandığı gibi ödenecek tazminat, taşınmazın rayiç bedelidir. (Anayasa Mahkemesi Kararları Başvuru Numarası: 2013/1012 Karar Tarihi: 16/4/2013 ve Başvuru Numarası: 2012/1315 Karar Tarihi: 16/4/2013)

Aslında burada söz konusu olan, özel gerçek ve tüzel kişiler lehine, özel mülkiyete konu olamayacak yerlerden tapu verilmesi suretiyle tapu idaresi tarafından oluşturulan tapu kayıtlarının hatalı tutulması söz konusudur. Bu tapulara dayanılarak iyi niyetli kazanımların yasa gereği korunmalıdır. Nitekim TMK 1023. maddesine göre "Tapu kütüğündeki tescile iyiniyetle dayanarak mülkiyet veya bir başka aynî hak kazanan üçüncü kişinin bu kazanımı korunur."   Öte yandan; TMK 1007. maddesindeki "Tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan Devlet sorumludur." hükmü uyarınca, tapuları iptal edilenlerin uğradıkları zararı Hazineden talep etme hakkı bulunmaktadır. Bir diğer deyişle;  Anayasası'nın 35, 90/5 ve 169. Türk Medeni Kanunu'nun 683 ve 1007. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Ek Protokol 1/1. maddeleri nazara alındığında; tapu kütüğünün oluşturulmasında yapılan hatalar nedeni ile taşınmazı hazineye devredilmesinden zarar gören eski malikler uğradıkları zararın tazminini talep edebilirler. 

Devlet idaresine bağlı olan ve hatalı tapu kaydının oluşmasına katılan, Orman tahdit komisyonu, tapulama komisyonu, kadastro görevlileri ve tapu dairesi görevlilerinin hatalı işlemleri sonucu tapu sicili oluşturulmasından devletin sorumluğu kusursuz sorumluluktur.  

Kaldı ki; Anayasa'nın 40 ıncı maddesinin 3.fıkrasında "kişinin resmi görevliler tarafından vaki haksız işlemler sonucu uğradığı zarar da kanuna göre Devletçe tazmin edilir." hükmü öngörülmüş, Anayasa'nın 129 uncu maddesinin 5 inci fıkrasında "memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davalarının ancak idare aleyhine açılabileceği" açıklanmıştır. MK.nun 1007 nci maddesi bu bağlamda yorumlandığında, tapu sicillerinin tutulmasından ve bundan doğan zararlardan devletin sorumlu olacağı ilkesinin benimsendiği anlaşılmaktadır.

 Devletin buradaki sorumluluğu kusursuz sorumluluktur. Anılan ilke 27.03.1957 tarih ve 1/3 sayılı İnançları Birleştirme Kararı ile benimsenmiş, BK.nun 55 inci maddesindeki sorumluluğun kusura dayanmadığı 22.06.1966 tarih 7/7 sayılı İnançları Birleştirme kararı ile de tekrarlanmıştır. Kusursuz sorumluluk, tapu siciline bağlı çıkarların ve ayni hakların yanlış tescil sonucu sicile güven ilkesi yönünden değişmesi ya da yitirilmesi bu haklardan yoksun kalınması temeline dayanır. Çünkü sicillerin doğru tutulmasını üstlenen ve taahhüt eden devlet, aykırı kayıtlardan doğan zararları da ödemeyi taahhüt etmektedir. Dayanaksız ya da hukuksal duruma uymayan kayıtlar düzenlemek taşınmazın niteliğinde yanlışlıklar yapmak da aynı kapsamda düşünülmelidir.

Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarında da; "Tapu işlemleri kadastro tespit işlemlerinden başlayarak birbirini takip eden işlemler olduğundan ve tapu kütüğünün oluşumu aşamasındaki kadastro işlemleri ile tapu işlemleri bir bütün oluşturduğundan, bu kayıtlarda yapılan hatalardan TMK m. 1007 anlamında Devletin sorumlu olduğunun kabulü gerekir. Burada Devletin sorumluluğu kusursuz sorumluluktur. Bu işlemler nedeniyle zarar görenler, Medeni Yasanın 1007. maddesi gereğince, zararlarının tazmini için Hazine aleyhine, Borçlar Yasasının 125. maddesinde öngörülen 10 yıllık genel zamanaşımı süresi içinde adlî yargıda dava açabilirler." demek suretiyle tapu kaydının hatalı oluşturulması nedeniyle, tapu sicilinin yanlış tutulmasıyla zarara uğrayan kişinin bütün zararlarından devletin sorumlu olduğunu ve hazine aleyhine TMK.1007.maddesi gereğince tazminat davası açılabileceği açıkça kabul edilmiştir.  (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 18.11.2009 gün ve 2009/4-383 E.- 2009/517 K. sayılı ile 16.06.2010 gün ve 2010/4-349 E. - 2010/318 K sayılı kararları, Yargıtay 20.HD.nin 2011/17058 E.-2012/11716 K. sayılı kararı) 

Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 2009/8819 E.-2010/4309 K.sayılı ilamında; “Taşınmaz ile ilgili sicilin tutulması ve taşınmaz ile ilgili sınırlama varsa bunları tapu siciline yazdırması gereken davalı hazine, davacı adına tapu düzenledikten bir süre sonra, taşınmazın orman niteliğinde olduğuna ya da öncesinin orman olduğuna ilişkin tapu kaydında bir sınırlama bulunmadığı halde aynı yerin orman niteliğinde olduğunu ileri sürerek düzenlediği tapuyu iptal ettirmiş bulunduğundan taşınmazı elinden çıkan davacıya hak ve adalete uygun bir tazminat ödemekle yükümlü” olacağı Medeni Yasa'nın 1007. maddesi gereğince tapu kaydının tutulmasından doğan tüm zararlardan Devletin sorumlu olduğu gözetilerek; davalının, hak ve adalet ölçüsünde belirlenecek uygun bir tazminat ile sorumlu tutulması gerektiği açıkça kabul edilerek belirtilmiştir.                              

Yargıtay 20 Hukuk Dairesinin 2012/3737 Esas ve 2012/14278 Karar sayılı içtihadında da belirtildiği üzere; Tapu sicilinin yanlış tutulması nedeniyle zarara uğrayan kişinin bütün zararlarından devlet sorumludur. Tapu kaydının iptali nedeniyle, tapu sahibinin oluşan gerçek zararı neyse, tazminatın miktarı da o kadar olmalıdır. Gerçek zarar; tapu kaydının iptali nedeniyle, tapu malikinin mal varlığında meydana gelen azalmadır. Tazminat miktarı, zarar verici eylem gerçekleşmemiş olsaydı, zarar görenin mal varlığı ne durumda olacak ise, aynı durumun tesis edilebileceği miktarda olmalıdır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 05.03.2003 gün ve 2003/19-152 E., 2003/125 K.; 29.09.2010 gün ve 2010/14-386 E., 2010/427 K.; 15.12.2010 gün ve 2010/13-618 E, 2010/668 K. sayılı karan)

Tazminat miktarının belirlenmesine ilişkin "Burada ilke şu olmalıdır; zarar doğurucu eylem, zarar görenin malvarlığında ne oranda bir azalmaya neden olmuş ise, zarar verenin tazminat borcu da, o miktarda olmalıdır. Öyle ise, oluşan gerçek zarar ne kadarsa, tazminat da o kadar olacaktır. Bir başka değişle, ödenecek tazminat o miktarda olmalıdır ki, eğer zarar verici eylem gerçekleşmemiş olsaydı, zarar görenin malvarlığı ne durumda olacak idiyse, ödenecek tazminat aynı durum tesis edilebilsin" şeklinde Yargıtay İçtihadı bulunmaktadır. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 05.03.2003 gün ve 2003/19-;: Esas, 2003/125 Karar sayılı ilamı). Yine, bir başka Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararında "davacının gerçek ve güncel müspet zararının bilirkişi marifetiyle araştırılıp tespit edildikten sonra, buna hükmedilmesi gerektiği vurgulanmaktadır. (Hukuk Genel Kurulunun 24.02.2010 gün ve 2010/14-386 Esas, 2010/427 Karar sayılı ilamı).

Sonuç olarak; özel gerçek veya tüzel kişiler adına tapuda kayıtlı taşınmazların, daha sonra orman sayılan yerler veya kıyı kenar çizgisi içinde kalmaları nedeniyle mahkeme kararları ile tapu iptaline gidildiği ve bu yerlerin hazine adına  tescil edildiği hallerde, tapu iptali ve tapunun hazine adına tesciline dair verilen mahkeme kararının kesinleşmesini müteakip 10 yıllık zamanaşımı süresi içinde eski malikin zararının giderilmesi için TMK 1007. maddesi uyarınca tazminat davası açma hakkı bulunmaktadır. Bu durumda, zararın meydana geldiği tarih eski malikin aleyhinde verilen iptal kararının kesinleştiği tarih olup bu tarihteki gerçek ve güncel müspet zararın tazminat olarak belirlenmesi gerekmektedir.     

Av. Yavuz YEŞİLYURT